Truva filmi vizyona girdiğinde, yanılmıyorsam 2004 yılında üniversitenin son sınıfındaydım. Yunan mitolojisine ilgi duysam da henüz İlyada ve Odysseia'yı okumamıştım. Film, pek çok kişi gibi beni de derinden etkilemiş; Homeros'un anlattığı dünyayı kaynaklarından okumaya yöneltmişti.
Ben tercihini Odysseia'dan yana kullananlardan oldum. Azra Erhat ve A. Kadir çevirisiyle okuduğum eser, Truva Savaşı'nın ardından ülkesi İthake'ye dönmeye çalışan büyük kahraman Odysseus'un ve yol arkadaşlarının maceralarını anlatıyordu. Kitabın önsözü ise beni Azra Erhat'la tanıştırdı; ardından da doğal olarak Halikarnas Balıkçısı'nın eserlerine uzanan bir okuma yolculuğu başladı.
Okuma deneyimim sırasında beni en çok şaşırtan şeylerden biri, metnin yaşıyla anlatım biçimi arasındaki çelişkiydi. Günümüzde Homeros destanlarının MÖ 8. yüzyılda sözlü gelenekten derlenerek yazıya geçirildiği kabul edilir. Buna rağmen Odysseia, birçok modern romandan bile çağdaş görünen anlatım teknikleri kullanır. Hikâye içinde hikâye anlatması, geri dönüşlerin kullanılması, bakış açılarındaki değişimler, anlatıcının farklı bölümlerde farklı işlevler üstlenmesi, güçlü tasvirleri ve şiirselliğiyle tam anlamıyla bir başyapıttır.
Bugünün edebiyatının temellerini atan eserlerden biri olan Odysseia, aynı zamanda şaşırtıcı bir sinematografik güce de sahiptir. Azra Erhat'ın önsözde dikkat çektiği gibi, sahneler adeta gözünüzün önünde canlanır. Destanın film diline bu kadar uygun olması, onu beyazperdeye uyarlama fikrini de doğal olarak cazip kılmıştır.
Nitekim 20. yüzyılın başlarından itibaren Homeros'un destanlarından esinlenen, onlara göndermelerde bulunan ya da bazı bölümlerini yeniden yorumlayan pek çok film çekildi. Bunların bazılarını izleme fırsatı buldum. Soğuk Dağ örneğinde olduğu gibi, bazı göndermeleri ise yıllar sonra fark ettim.
Bu nedenle, Christopher Nolan'ın Odysseia yorumunu büyük bir merakla bekliyordum. Filmi izledikten sonra genel izlenimimin oldukça olumlu olduğunu söyleyebilirim. Nolan'ın bir destan anlattığının farkında olması, ancak anlatıyı aynı zamanda gerçek bir insanın hikâyesi gibi kurmaya çalışması bence filmin en güçlü yanlarından biri. Olağanüstü olayların ve mitolojik unsurların gündelik hayatın bir parçasıymış gibi sunulması da bu yaklaşımı destekliyor.
Görsel efektler konusunda hayal kırıklığı yaşamayacağımı zaten biliyordum. Ancak ses ve görüntünün birlikteliğinin anlatıyı bu kadar güçlü taşıyabileceğini doğrusu beklemiyordum. Destanın anlatı sıralamasına büyük ölçüde sadık kalınması da beni mutlu etti. Elbette kitaptaki bazı bölümlerin filmde yer almayacağını tahmin ediyordum; fakat bu eksiltmelerin oldukça sınırlı tutulmuş olması hoşuma giden ayrıntılardan biri oldu.
Özellikle Odysseus'un Truva Savaşı'na dair anılarına dönmesi ve kendi geçmişiyle hesaplaşması dikkat çekiciydi. Filmin, kahramanın epik yönlerinden çok insani taraflarını öne çıkarmaya çalışması benim gözümde önemli bir başarı. Oyuncu kadrosu da büyük bir özenle seçilmiş görünüyordu; başrolde yer alan oyuncudan yan rollerdeki isimlere kadar herkes karakterlerinin hakkını vermiş.
Filmde, Tunç Çağı'nın sonundaki büyük çöküşle ilişkilendirilen ve tarihçiler tarafından zaman zaman "Deniz Kavimleri" olarak anılan topluluklara yapılan göndermeler de anlatıya ayrı bir gerçeklik duygusu katıyor. Mitolojiye, Akdeniz havzasının kültürlerine ve denize ilgi duyanlar için film başlı başına görsel bir şölen.
Üstelik böyle yapımlar yalnızca izleme deneyimi sunmuyor; merak duygusunu da harekete geçiriyor. Örneğin Kirke karakteriyle yeniden karşılaşmak, Madeline Miller'ın Ben, Kirke romanını okumak için iyi bir bahane olabilir. Aynı şekilde Aşil'in Şarkısı da Homeros dünyasına farklı bir kapı aralayan eserlerden biri.
Yine de filmin son bölümündeki bazı aksiyon sahnelerinde, çocukluğumun Kara Murat filmlerini ve o filmlerle dalga geçerken zaman zaman düştüğümüz iki yüzlülüğü hatırladığımı itiraf etmeliyim.
Bütün bunlara rağmen, mitolojiden, tarihten, deniz hikâyelerinden ve güçlü görsel anlatılardan hoşlanan herkesin bu filmi izlemesini gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Çünkü Odysseus'un yolculuğu yalnızca İthake'ye dönüş hikâyesi değildir; insanın kendisine dönüşünün de hikâyesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder