Cinler: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı

Fatma Aydemir'in Cinler romanını, Oksijen gazetesinin O2 ekinde yayımlanan tavsiye yazısını gördükten sonra aldım. Kitabın tanıtımında, Der Spiegel tarafından Almanca'nın en iyi yüz kitabı arasında gösterildiği belirtiliyordu. Doğrusu bu kadar iddialı bir sıralama beni hem meraklandırdı hem de biraz kuşkulandırdı. Sonuçta her liste belirli bir bakış açısının ürünü.

Fatma Aydemir, Almanca yazan bir yazar; kitabın adı Cinler. Bu iki ayrıntı bile beni, daha ilk sayfaları açmadan bir gurbet hikâyesiyle karşılaşacağım düşüncesine götürmüştü. Arka kapak yazısı da bunun bir aile dramı olduğunu söylüyordu.




Roman, aynı ailenin altı ferdi; Hüseyin, Emine, Ümit, Hakan, Sevda ve Peri üzerinden ilerliyor. Bölümler karakterlerin isimlerini taşıyor ve anlatıcı her birinin duygu dünyasına girerek yaşananları farklı pencerelerden aktarıyor.

İlk sayfalarda, "Bu gerçekten Almanca'nın en iyi yüz kitabından biri mi?" diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Hatta kitaplarla ilgili tuttuğum not defterime de buna benzer bir not düşmüşüm. Sonradan aklıma şu ihtimal geldi: Belki de çeviri bir eser okuyor oluşum, metnin dilindeki o özel tınıyı tam anlamıyla hissetmemi engelliyordu.

Fakat sayfalar ilerledikçe fikrim değişmeye başladı. Son derece sade görünen bir olayın etrafında örülen hikâye beni yavaş yavaş içine çekti. Her karakteri ayrı ayrı tanıyor, onların geçmişlerine, korkularına, pişmanlıklarına yaklaşıyor; buna rağmen romanın ana bağlamından hiç kopmuyordum. Hatta bir noktadan sonra olayların kendisinden çok, bu insanların yaşadıkları hayatın onlarda bıraktığı izlerle ilgilenmeye başladım. Ailenin bütünü ne yaşamıştı? Her biri aynı acıyı nasıl farklı biçimlerde taşımıştı? Romanın asıl gücü de burada yatıyordu.

Kitabın ortalarına geldiğimde elimde oldukça yetkin bir psikolojik roman tuttuğumu hissettim. Özellikle Sevda ve Emine'ye ayrılan bölümler, bana göre romanın zirvesini oluşturuyor. Fatma Aydemir, 90'lı yıllarda Almanya'da büyüyen göçmen çocukların dünyasını içeriden anlatmayı başarıyor. Ama roman bununla sınırlı kalmıyor. Yalnızca çocukları değil; memleketlerinde sıkışıp kalmış yetişkinleri, geleneklerin ağırlığını, dini, kimlik arayışını, ırkçılığı, savaşları, zulmü ve ölümü de büyük bir doğallıkla hikâyenin içine yerleştiriyor.

Üstelik bütün bunları yaparken okuru didaktik bir metnin içine hapsetmiyor. Aksine, ustalıkla kurduğu bağlantılar sayesinde sayfa sayfa şaşırtmayı başarıyor. Romanın sonlarına doğru yaşadığım bazı fark ediş anlarında gerçekten ağzım açık kaldı. Bitirdiğimde ise o şaşkınlığın hâlâ üzerimde olduğunu hissettim.

Sözün özü; temposu neredeyse hiç düşmeyen, tam içimizden çıkan bir aile dramı ve aynı zamanda güçlü bir gurbet hikâyesi okumak isteyenlere Cinler'i gönül rahatlığıyla öneririm. Derin psikolojik çözümlemeleri, yerinde sosyolojik gözlemleri ve sağlam kurgusuyla uzun süre akılda kalacak romanlardan biri.

Yüreğimize bir çentik attın Sayın Aydemir.

Selam olsun.

Yorumlar