İnsanın Bir Yabancıdan Daha Yabancı Oluşu Kendine

İnsan, diğer bütün hayvanlar gibi bencildir. Fakat onu diğerlerinden ayıran en büyük fark mevcudiyetini korumak için bulunduğu gruba göre en doğru maskeyi takıp hunharca yalan söyleyebilmesidir.

İnsan, sosyal bir canlıdır ve sürüsü olmadan ölür. Grubun neye ihtiyacı varsa ve neyi kabul edecekse o yöne meyleder. Ya da öyleymiş gibi gözükmesi yeterlidir.

Fakat sanmayın ki bu her daim bilinçli ve planlı bir şekilde kurgulanır. Aksine çoğu durumda kişi bunun tam olarak ayırdında bile değildir. Çünkü herkes kendisini diğer herkesten farklı olarak deneyimler. Bir ben olmak vardır, o ideale yakışan ve o olmaya yanaşan; bir de onlar vardır, onu gölgeleyen ve o gölgeden çıkmaya çalışan. Fakat bunların gayeleri çakışır, birinin kazandığı yerde diğeri kaybeder. Bu yüzden hayatta kalmak için insan bencil olmayı seçer, daha çok olmak zorunda kalır.

Ben iken kişi tek bir bakış açısına sahiptir, tek bir yargısı vardır, tek bir bedeni vardır, her duyu organı aynı şeyi ifade eder; ya güvendesin ya da değilsin. Birisi böyle devam böyle seviliyorsun der. Diğeri hayır bak onlara, onlar seviliyor öyle olacaksın der. Ben bunlardan yalnızca birini aynı zamanda deneyimler ve şayet deneyimlediği ikincisi ise ceza mekanizması aktif demektir ve derhal değişmesi, örnek olana bürünmesi gerekir.

Fakat hayır, kendisi seçmişti böyle olmayı ki böyle davranmıştı. O yüzden ben değişmez, korkaklaşır sadece. Her şeyi anlamlandıramasa da devam etmelidir ama kabul edilmesi gerekir bunun için. O zaman çözüm bulunur : öyleymiş gibi davranmak...

Çoğunluğa uyar bu ben. En güvenlisi budur. Herkesçe doğruluğu kuşkuya yer bırakmazsınız kanıtlanmıştır çünkü. Bu yüzden en popüler şeyler üzerinden kendini tanımlar. En güçlü gruba ait olmayı onları taklit ederek elde etmeye çalışır. Fakat bunların çoğu semboliktir. Tuttuğu takım yıllarca kendini buna adayıp sahada top koştururken kendisi ekrandan bağırır, doğaya gerçekten değer verenler çıkıp nehirleri temizler ve petrol devlerinin karşısına geçip yaptıklarını halka anlatırken kendisi yeşili koru yazısını hikayesinde paylaşır ya da sadece gönderiyi beğenmekle yetinir, oyunlar bile bunun içindir o savaşçılar kadar güçlü ve korkusuz hissetmek için kendisini, gereken birer fare ve klavye, işte bu kadar kolaydır kahraman olmak.

Ama asıl sporcu, asıl doğa seven, asıl kahraman kendisini icraatlarıyla gösterir. Fakat bunları yapamayan ben, insana ağır hissettirir. O, bu gerçeklikten kaçar zira bu gerçekliktir onu boğan. Gözlerini kapar ve en sevileni hayal eder, her daim ona yaklaşmaya çalışır.

Bütün bunları düşünen beyindir, bilinç pek farkında değildir. Çünkü fark ederse değersizliğini görür ve vazgeçer. Beyin ona ne kadar harika olduğunu hissettirip bu yönde devam etmesini söyler. Bir hikaye yaratılır ve bilinç bunun peşinde sürüklenir durur.

Fakat her daim beyin mi yapar bunu, bilinç suçsuzdur diyebilir miyiz? Elbette hayır. Temel hisleri beyin de sağlasa bilinçler, benler de savaş açar tüm onlara. Çünkü onlar ben için tehdittir. Her kavgayı kazanmak isteriz, her konuda haklı çıkmak isteriz, en iyisini bizim yapmamızı isteriz, en iyisi bizden çıksın isteriz. Hep biz, biz, biz hep ben, ben, ben...

Bilinç daha da tehlikeli olabilir bu noktada; eğer ben, beni yeterince tatmin edemezse yani dışarının istediği ideale yeterince yaklaşamazsa alarmlar çalınır. Deli gibi ulaşmaya çalışılır zira zirveye yaklaşıldıkça mübah olmayan şeyler hızlıca azalır.

Küçük şeyler en yaygınıdır: ödevi evde unuttum veya köpeğim yedi ama yapmıştım ben bahanesi, arabaya binen diğer kişi kemerini takınca kendisi normalde takmasa da elinin kemere gidişi ya da kemer takmamasının açıklamasını yapıp yükten kurtuluşu ya da sinirliyken birini kırınca ama sen de böyle böyle yaptın veya benim ailem de bana böyle davranmıştı açıklamalarının yığılması... Bu tarz örnekler o kadar fazla ki bir yemeğe çıksanız onlarcasıyla karşılaşırsınız. Lakin bunlar bile büyük ve yıkıcı yalanlarla kıyaslandığında çok değersiz kalıyor.

Hırsızlık mesela, açlıktan ve yokluktan yapılan örnekleri bir kenara koyarsak bütün hırsızlıkların temel dayanağı daha iyi ve güçlü gözükmektir. O kadar yoğun çalışmamasına rağmen böyle zengin oluşu çok başarılı olduğunu, parasını aldığı kişiden daha değerli ve parayı daha çok hak ettiğini gösterir. Bindiği son model arabaya insanların hayranca bakması da onun zaferidir. Bütün suçlular, hakimin karşısında çok masum görünmeye çalışır, birini öldürmenin bile bir açıklaması vardır ama gerçek ortadadır birisi ölmüştür. Bir şeyler yapılmıştır ama o maskeyi takmak insanı her şeyden korur, kendinden bile çünkü o da kendini masum görmeye başlamıştır.

Görüldüğü üzere insanın kendisi hakkında anlattıkları ve hatta deneyimledikleri yanıltıcı ve gerçeklikten uzaktır. Yapamadıklarımıza makul bir zemin kurar, yaptıklarımızı da ayıplanmayacak kadar ballandırırız. Oysa asıl olanı dışarıdan bakan nesnel bir göz fark edebilir. Kurduğumuz oyunlar ve taktığımız çeşitli maskelerdense gerçek dışarıda, yaptıklarımızda gizlidir.


Yazar: Yaprak İnce 

Yorumlar