Notalardan Sayfalara: Sanatın Disiplinler Arası Yolculuğu

Bazen bir romanı okurken kulağıma bir çello sesi gelir bazen de bir şarkıyı dinlerken bir şiiri mırıldanmaya başlarım. Sanatın farklı dalları arasındaki sınırların silindiği "geçişken" alanları hep çok sevmişimdir. Tek bir disipline sığamayan, ruhundaki ateşi hem kağıda hem tellere döken sanatçılar bana göre dünyanın en zengin yetenek setine sahip insanlar oluyor.

Kelimelerin Müziği, Notaların Şiiri

Türkiye’de bu geleneğin çok kıymetli temsilcileri var. Örneğin Yaşar Günaçgün... Onu sadece Akdeniz sıcağına yaklaşan buğulu sesiyle tanımak, biraz eksik tanımaktır. Günaçgün, "Yalnızlık Dört Bin Perde" ile şiirin  ağırbaşlı dünyasına adım attığında aslında şarkılarındaki kendine has dokunun köklerini görebilmiştik. Bir müzisyenin şiir yazması, kelimelerin arasına "es"ler koymayı, sessizliği de bir nota gibi kullanmayı beraberinde getiriyor belki de.

Zülfü Livaneli ise benim için tek başına bir orkestra. Her ne kadar müzisyen kimliğini –haddim olmayarak– bir adım önde tutsam da romanlarındaki o dramatik kurgu ve olayları ele alış biçimi tam bir senfoni titizliğindedir Livaneli'nin. Bir Livaneli romanı okumak bir şefin batonunu takip etmek gibi gelir bana; her karakter bir enstrümandır adeta.

Hüsnü Arkan’ın Ezginin Günlüğü’ndeki solistliği, romanlarıyla birleşince ortaya tadına doyulmaz bir melodi çıkıyor. Ya da Tuna Kiremitçi... Galatasaray yıllarından beri müziğin içinde olması, onun anlatım diline modern ve ritmik bir hava katıyor. Can Bonomo’nun şiirlerindeki aykırı imgeler veya Umay Umay’ın kelimelerle kurduğu tekinsiz ve büyüleyici evren ancak bir müzisyenin "duyuşuyla" mümkün olabilir kanaatindeyim.



Şairin Cümleye Hükmü

Mesele sadece müzisyenlerin yazması değil, büyük kalemlerin diğer türlere sızması da bambaşka bir keyif. Melih Cevdet Anday romanlarını okurken, bir şairin cümlelere nasıl hükmettiğini dili nasıl yonttuğunu hayranlıkla izliyorum. Attila İlhan’ın sinematografik anlatımı veya Murathan Mungan’ın her türde (şiir, öykü, şarkı sözü) kurduğu estetik bütünlük, disiplinler arası yeteneğin en saf hali sayılmaz mı?

Dünya Sahnesinden Sesler ve Harfler

Bu disiplinler arası dans sadece bizim topraklarımıza has değil tabii. Sınırları biraz aşınca karşıma çıkan isimler de bu "çok yönlülük" hayranlığımı pekiştiriyor:

  • Leonard Cohen: Belki de bu türün dünyadaki en büyük ikonu. Bir şair ve romancı olarak başladığı kariyerini, "Tanrı’nın sesine" sahip bir müzisyen olarak taçlandırmıştı. Onun şarkıları için bestelenmiş çok derin şiirlerdir, diyebiliriz.

  • Bob Dylan: Edebiyat dünyasının "müzisyen de Nobel alır mı?" tartışmalarına son noktayı koyan isim. Dylan, şarkı sözüyle edebiyatın sınırlarını öyle bir esnetti ki artık ikisini birbirinden ayırmak imkansız hale geldi.

  • Nick Cave: Sadece bir rock yıldızı değil; aynı zamanda sert, gotik ve sarsıcı  romanların yazarı. Onun müziğindeki karanlık atmosfer, sayfalar arasında gezinirken de yakanızı bırakmıyor.


Sanatçının, bir disiplinden aldığı yeteneği diğerine aktarabilmesi ortaya çıkan eserin genetiğini değiştiriyor. Bir şairin romanında ritim arıyorum, bir müzisyenin şiirinde melodi... Bu geçişkenlik, sanatın sadece teknik bir beceri değil ruhun farklı kanallardan dışarı sızma çabası olduğunu kanıtlıyor mu?


Yorumlar