"Mış Gibi" Yapanların Dünyası...

Nurullah Ataç’a öykündüğümü bilmenizi isterim ve böyle başlarım söze. İsterseniz yadırgayın, "Bu ne samimiyet ey muharrir bozuntusu?" deyin; ama madem konumuz samimiyet, maskeleri baştan çıkaralım. Selam ey kârî (okuyucu), bu da Mehmet Âkifvâri bir başlangıç olsun!

Geçenlerde üstâd Ataç’ın bir denemesini okurken zihnime düştü bu mesele. Sadece üstâdın değil, bizim de bu yapmacıklık çağına dair yarım yamalak birkaç sözümüz var elbet.



Üç Tip İnsan, Tek Gerçek

Samimiyet dendiğinde benim aklıma nedense o güzel duygunun kendisinden ziyade, etrafa "ben ne kadar samimiyim" portresi çizenler geliyor. Bu işte bir terslik var, değil mi? Ben insanları bu konuda üçe ayırıyorum:

  • Gönlü Gözünde Olanlar: İyi niyetini doğal bir zarafetle davranışa döken o ideal insanlar.
  • Özü İyi, Sözü Tutuk Olanlar: Samimi olmayı bir türlü başaramayan, içindeki iyiliği dışarıya aktarırken tökezleyenler.
  • Usta Oyuncular: Samimi "taklidi" yapanlar. İşte bunlar, insan hayatının en tehlikeli figürleridir.

İnsanın doğuştan kötü olduğuna inanmam ama bu kadar profesyonelce, bu kadar incelikle rol yapabilenlerin ne yaşayıp da bu hale geldiklerini düşünmeden de edemem.

Yapmacıklığı Algılayan Altıncı His

Kendime "insan sarrafı" dersem yalan olur. Birinin alıngan olduğunu ancak canım yanınca, kıskanç olduğunu ise yıllar sonra fark edebilirim. Fakat yapmacıklık öyle mi? O sevimli görünme çabasındaki eğreti bakış, ağızdan dökülen o çok ucuz sevgi sözcükleri, o cana yakınmış gibi duran ama aslında buz gibi olan jestler... Altıncı hissimiz bunları bir radar gibi yakalar.

"Ketenpereye" Gelmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Biliyorum, aranızda benim gibi "tespitçiler" çok. Hani şu aylardır aranmamışken ucunda bir çıkar olduğu besbelli olan o malum buluşma çağrısını tiksinerek de olsa kabul edenler... Sinema perdesine yansıtılsa göz yaşartacak o "yardım çığlığı" repliklerine, sırf nezaketinden "evet" demek zorunda kalanlar!

Peki, sonuç ne? Yapmacıklığı tespit etmek ne yazık ki kurban olmanızı engellemiyor. Sadece başınıza gelecekleri önceden bilmenin o buruk tadını bırakıyor damağınızda. Ketenpereye getirildiğinizi bile bile o masaya oturmak, "hayır" diyememenin o ağır yükünü taşımak...

Yapmacık insanları tanımak ilk aşamaydı. Onlara "hayır" diyebilmek ise bambaşka bir yazının, belki de bambaşka bir cesaretin konusu.

Şimdilik maskesiz ve sahici kalın. Kalın sağlıcakla

Yorumlar