Bu hafta Oksijen'in sayfalarında gezinirken bir isim çarptı gözüme: Boleka. Kadın yazarların kolektif bir düşü olarak filizlenmiş, hiyerarşiyi kapının dışında bırakmış, omuz omuza bir edebiyat dergisi. Orhan Pamuk’tan Margaret Atwood’a uzanan o geniş yelpazeyi daha ilk sayılarda heybelerine koyabilmişler. Okurken hem bir hayranlık duydum hem de zihnimin tozlu raflarında kendi dergicilik maceramın ve yirmi beş yıllık o bitmek bilmeyen "ürün yayımlatma" hevesimin izlerini sürdüm.
Sekiz Yüz Şair, Sıfır Okur mu Ediyor?
Edebiyat dergilerinin raflardaki o vakur ama derin yalnızlığı malumunuz. Dijitalleşmenin zirve yaptığı, kağıt fiyatlarının şaha kalktığı bu devirde dergi çıkarmak, yel değirmenlerine karşı mızrak sallayan modern bir kahramanın hikayesi artık.
Rahmetli Sina Akyol’u anmadan geçemem; bir keresinde dergiye ayda 800 şairin şiir gönderdiğini ama derginin tirajının bu sayının altında kaldığını yazmıştı. Ne acı bir ironi! Şiir gönderen şair bile, "Acaba şiirim çıktı mı?" diye merak edip bayiden o dergiyi almıyordu. Bizimkisi biraz "tarafımız belli olsun" duruşuydu aslında. Uzun yıllar Varlık’a abone kalırken, o koca çınarın gölgesinde birilerine yer açılabilmesinin, benim gibi bir "karıncanın" ağzında taşıdığı su damlasına bağlı olduğunu seziyordum. Notos, Sözcükler, Şiirden, Sinada... Kütüphanemde yer edinen her bir sayı, aslında bir hafıza nöbetiydi benim için.
Bir Telif Hikayesi: 13 Ekmeklik Ücret
İzmir merkezli Ünlem dergisini hatırlar mısınız? Hidayet Karakuş’un kulakları çınlasın, onun sayesinde tanışmıştım o nitelikli sayfalarla. Yazılarımın yayımlandığı Kitapçı dergisi de keza öyle... Ama benim için milat, TDK’nin Türk Dili dergisidir. "Rafadan" isimli hikayem yayımlandığında, hayatımda ilk kez bir edebi üründen telif hak etmiştim. Onca yayımlanmış eserden sonra cebime giren o ücret, o günün parasıyla yaklaşık 13 ekmek alabiliyordu.
O parayı ATM’den çekerken, hayatını sadece bu teliflerle kazanan eski zaman ustalarını düşündüm. Yazmasa aç kalacak olanları, dergi sayfalarını hem fikir tartışmalarının merkezi hem de ekmek teknesi yapan o devleri... Bugün dergiler karın doyurmuyor belki ama ruhları doyurmaya devam ettikleri kesin.
Yolu Açık Olsun Boleka
Şimdi karşımızda Boleka var. Haberi aldığımda "Ne kadar sürer?" diye düşünmeden edemedim, bu kötü bir alışkanlık. Ama bir yanım da o "kadın inceliğine" ne kadar hasret kaldığımızı hatırlatıyordu. Dağıtım ağları kısıtlı olsa da, İzmir’de Yerdeniz’in o büyülü atmosferinden gidip alacağız elbet.
Dergicilik, kağıda basılan bir inat. Boleka’nın bu inadı uzun soluklu olsun, yolu açık, okuru bol olsun. Biz karıncalar su taşımaya devam edeceğiz; tarafımız belli olsun yeter.
Yorumlar
Yorum Gönder