Bir Kitabın Bedeli Sadece Etiket Fiyatı mı?

Elimize aldığımız bir kitabın kokusunu içimize çekerken, o kokunun bazen kağıttan değil de yayınevinin rutubetli duvarlarından geliyor olabileceği hiç aklınıza gelir miydi? Sonat Yurtçu’nun Everest Yayınları’ndan ayrılış hikayesiyle patlak veren olaylar, bize "kültür endüstrisi" dediğimiz o pırıltılı dünyanın arka odalarındaki ağır kokuyu bir kez daha hatırlattı.



Hazır Yemeğin Mutfağındaki Yangın

Bir okur olarak çoğumuz sürece yabancıyız. Kitap bir "son ürün" olarak önümüze geliyor; kapağı güzel, mizanpajı düzgün, çevirisi akıcı... Tıpkı şık bir restoranda önümüze konan o lezzetli yemek gibi. Peki ya mutfakta neler oluyor?

Hakkı teslim edilmeyen çevirmenler, mobbinge maruz kalan editörler, ismini künyede bile göremediğimiz onlarca gizli kahraman... Son olayda gördük ki, sadece emek sömürüsü değil, doğrudan insan yaşamını tehdit eden koşullar söz konusu. Tavanı çökmüş, elektrik kontağı riski taşıyan bir ofiste "aman işler aksamasın" diyerek insanları çalıştırmaya devam etmek, entelektüel bir üretim merkezinden ziyade bir "modern zaman atölyesi" görüntüsü çiziyor.

"Camı Açma, İşten Kovulursun!"

Nefes alabilmek için camı açtığı gerekçesiyle işten çıkarılmakla tehdit edilmek, trajikomik bir distopyanın parçası gibi. İşleri gereği dünyayı anlamlandıran, kelimelerle köprüler kuran bu insanların, en temel insani hakları için mücadele etmek zorunda kalması büyük bir paradoks.

Dağınık Bir Cephe: Edebiyat İşçileri

X (Twitter) ve diğer mecralarda dönen tartışmalar ise meselenin en acı tarafını yüzümüze çarpıyor: Örgütsüzlük ve parçalanmışlık. Bir taraf "biz zamanında yanarken neredeydiniz?" diyerek geçmişin hesabını soruyor, diğer taraf "bana dokunmayan yılan" tavrında. Oysa sömürünün rengi veya yayınevi fark etmez; ateş düştüğü yeri değil, artık bütün bir sektörü yakıyor. Bir birlik, bir ortak ses çıkmadığı sürece, birilerinin "camı açtığı için" kapı dışarı edildiği hikayeleri okumaya devam edeceğiz.

Biz okurlar, sadece "güzel kitaplar" okumak istiyoruz. Ama o kitabın sayfaları arasına sinmiş bir haksızlık varsa, okuduğumuz metnin tadı tuzu kalmıyor. Belki de artık sadece yazara değil; çevirmene, editöre, dizgicinin çalışma koşullarına da bakma vaktimiz gelmiştir.

Çünkü edebiyat, sadece kağıt üzerindeki kelimelerden ibaret değildir; o kelimeleri oraya taşıyan ellerin eseridir.

Yorumlar