Beyoğlu’nun Tadı, Orhan Veli’nin Kadehi: Degüstasyon’dan Divan’a Bir Köprü

İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nda, bir zamanlar edebiyatın nabzının attığı, kadeh seslerinin mısralara karıştığı o büyülü duraklardan biriydi Degüstasyon. 1920’li yıllarda bir şarküteri olarak kapılarını açan, ardından İstanbullu entelektüellerin vazgeçilmez meyhanesine dönüşen bu mekan, sadece bir "tadımlık" yeri değil, bir devrin edebiyat laboratuvarıydı.



Mekanların Ruhu: Markiz, Rejans ve Ötesi

Beyoğlu demek, sadece yürümek değil; her köşe başında bir hatıraya çarpmak demektir. Markiz Pasajı’nın o aristokrat havasında içilen kahveler, Rejans’ın sarı votkası eşliğinde yapılan derin politik ve edebi tartışmalar... Balıkpazarı’nın kendine has kaosu içinde bir vaha gibi duran Degüstasyon, "Edebiyatçılar Mahfeli" unvanını boşuna almamıştı.

Eğer bu atmosferi iliklerine kadar hissetmek isteyen biri varsa, Salah Birsel’in  eşsiz "Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu" kitabını koltuğunun altına alıp bu sokakları öyle arşınlamalıdır. Birsel’in satırlarında o mekanlar sadece birer bina değil, birer canlı organizmadır.



Orhan Veli ve 600 Yıllık Aşkın Tasfiyesi

Ve tabii ki o meşhur şiir... Orhan Veli, Degüstasyon’da kadehini kaldırırken aslında koca bir geleneğe, Divan edebiyatının o ağdalı, ulaşılmaz ve soyut aşk tanımına zarif bir darbe indirir:

"Canan ki Degüstasyon’a gelmez / Balıkpazarı'na hiç gelmez

Divan edebiyatında "Canan", ulaşılması imkansız, uğruna 600 yıl boyunca gözyaşı dökülen, saray bahçelerinde saklanan soyut bir idealdir. Fuzuli’den Baki’ye uzanan  görkemli ama ağır "aşk" tanımı, Orhan Veli’nin elinde sokağa iner.

Garip akımının bu dâhisi, aşkı gökyüzünden yere indirip bir meyhane masasına meze yapar. Canan artık ulaşılamaz bir hayal değil, sadece "Degüstasyon’a gelmeyen" biridir. O meşhur 600 yıllık ağır yük, iki mısra ile hafifler, insanileşir ve Beyoğlu’nun akşam serinliğine karışır.

Bugün o eski Degüstasyon yok belki ama Balıkpazarı’ndan geçerken kulağınıza çalınan her kahkaha, her kadeh çınlaması biraz da Orhan Veli’nin, Melih Cevdet’in mirasıdır. Edebiyat sadece kitaplarda değil, o meşhur masaların etrafında, dost meclislerinde ve Beyoğlu’nun o hiç bitmeyen ritminde yaşıyor.

Yorumlar