Aşk ve Ayak Parmakları Üzerine Bir Yeniden Okuma

Edebiyat derslerinden hatırımızda kalan o keskin ayrımı hatırlarsınız: Maupassant tarzı (Olay) ve Çehov tarzı (Durum) öykücülüğü. Yıllarca bize "durum öyküsü" daha entelektüel, "olay öyküsü" ise sanki sadece merak duygusunu gıdıklayan daha basit bir tür gibi anlatıldı. Peki, bu etiketleme ne kadar adil?

Bugün merceği, olay öykücülüğünün bizdeki piri sayılan Ömer Seyfettin’e ve onun pek bilinmeyen, ancak yazıldığı dönemin fersah fersah ötesinde olan bir eserine tutuyoruz: Aşk ve Ayak Parmakları (AAP).



Basitlik Yaftasına Bir İtiraz

Kayahan Özgül’ün de belirttiği gibi, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sında "olay" küçümsenmeye, "donmuş karelerin incelikli anlatımı" ise yüceltilmeye başlandı. Ancak Ömer Seyfettin’in dehası tam da burada devreye giriyor. Onun öyküleri sadece bir dizi olayın peşinden sürüklemez okuru; o olayların içindeki insan ruhunu, toplumsal aksaklıkları ve modern teknikleri ustalıkla harmanlar.

"Ömer Seyfettin'in hikâye dil ve üslûbu asla tartışılamaz... O, kendisinden sonra gelen Sait Faik gibi isimleri bile isteyerek ya da istemeyerek etkilemiş bir sanatçıdır." — Cengiz Aydemir

Bir Takıntının Anatomisi: Aşk ve Ayak Parmakları

1910 yılında yayımlanan bu öykü, bugün modern bir edebiyat dergisinde çıksa zerre yadırganmazdı. Neden mi? Çünkü Ömer Seyfettin burada sadece bir "vak'a" anlatmıyor; bir karakterin obsesyonlarını, "profil" takıntısını ve modern insanın yabancılaşmasını işliyor.

Öykünün Röntgeni

  • Yenilikçi Kurgu: Öykü, klasik bir anlatıcı yerine mektup ve telgraflarla şekilleniyor. Âsıme Hanım’ın sitem dolu mektubuyla başlıyor, Hasan Bey’in "hastalıklı" itiraflarıyla derinleşiyor.

  • Hasan Bey: Tanzimat’tan Moderniteye Bir Züppe Portresi: Öykünün kahramanı Hasan Bey, insanları hayvan profilleriyle eşleştiren obsesif bir tip. Âsıme Hanım’da bir sabah ansızın keşfettiği o "profil" (kaz profili), büyük bir aşkın bir anda tiksintiyle bitmesine neden oluyor.

  • Görüntü vs. Öz: Hasan Bey tam bir "alafranga züppe" örneği. Onun için aşk, bir ruh birlikteliğinden ziyade, estetik bir "görüntü" kusursuzluğundan ibaret.

Sait Faik ile Ömer Seyfettin El Sıkışabilir mi?

Genelde Sait Faik ve kuşağı, "eskilerin" toplumu yukarıdan düzeltme çabasına karşı çıkarak "insanla birlikte yaşama" idealini savunmuştur. Ancak Ömer Seyfettin’i bu "didaktik eskiler" torbasına atmak ona haksızlık olur. O, toplumu düzeltme sevdasını, bizzat o toplumun içinde yaşayarak ve insanı tüm arızalarıyla (Hasan Bey örneğinde olduğu gibi) tanıyarak kalemine dökmüştür.

Ezberleri Bozmak

Ömer Seyfettin’i sadece hamasi duyguların yazarı olarak kodlamak, onun sanatçı kimliğine vurulmuş bir prangadır. Aşk ve Ayak Parmakları, yazarın teknik yönden ne kadar yenilikçi, karakter analizi yönünden ne kadar keskin bir gözlemci olduğunu kanıtlıyor.

Eğer yolunuz bu öyküyle henüz kesişmediyse, bir klasiğin nasıl "eskimez" kalabildiğine şahit olmak için harika bir fırsat sizi bekliyor.

Yorumlar