Zihnimizdeki Cam Tavan: Yalnızlık Bir Kader mi, Yoksa Bir İcat mı?

Yalnızlığın tanımı binlerce kez yapılmıştır. Şairler dizelerle, yazarlar sayfalarca tasvirlerle anlatmaya çalışmıştır bu kadim duyguyu. Ancak asıl mesele şu: Biz yalnızlığı nasıl tanımlıyoruz? Çünkü hayata bakışımız, yalnızlığımızın derecesini ve rengini de belirliyor.



Kartalın Gölgesindeki Çaresizlik

Cahit Sıtkı Tarancı’nın o meşhur dizelerini hatırlayalım:

"Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık."

Tarancı için yalnızlık, gökyüzünde süzülen ve her an onu avlamaya hazır, kaçınılmaz bir güçtür. Hayatını zindan eden, hakkında hüküm veremediği bir otoritedir. Bu bakış açısı, aslında bir tür "öğrenilmiş çaresizlik" barındırır. Yalnızlığı kendisine ait bir "masal" veya kaçınılmaz bir "kurum" gibi gören insan, kendi zindanının parmaklıklarını bizzat kendisi örer.

Pireler ve Sınırlarımız

Peki, nedir bu öğrenilmiş çaresizlik? Bilim insanlarının pirelerle yaptığı o meşhur deneyi anımsayalım: 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusa konulan pireler, zemin ısıtıldığında zıplarlar ama her seferinde başlarını tavandaki cama çarparlar. Bir süre sonra cam kaldırılsa bile, pireler artık 30 cm’den fazla zıplamazlar. Engel kalkmıştır ama sınırlayıcı inanç zihinlere kazınmıştır.

İşte yalnızlığı bir "kader" gibi tepesinde bekleyen bir kartal sanan insan, o cam fanusun içindeki pire gibidir. Oysa engel artık dışarıda değil, içeridedir.

Cansever’in İcadı: Sevmekten Geçen Yol

Edip Cansever’in yalnızlık tanımı ise kulağa çok daha umut dolu ve devrimci geliyor:“Ve okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları, Okuyorum da Kuş olsun, insan olsun Yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı...”

Cansever gibi ben de yalnızlığın bizim bir icadımız olduğuna inanıyorum. Mutlak yalnızlık belki de sadece Tanrı’ya yakışan bir sıfattır. Bizim dünyamızdaki o sarsıcı yalnızlık ise, genellikle sevmeyi unuttuğumuz anlarda kapımızı çalar. Ve işin ilginç yanı; biz sevmeyi yeniden hatırlayana dek de o kapının önünden bir yere ayrılmaz.

Sonuç: Tanımlayan Seçer

Her insan, içinde bulunduğu durumun tanımını bizzat kendisi yapar. Eğer yalnızlığı tepenizde dönüp duran siyah bir kartal olarak tanımlıyorsanız, o gölge altından asla çıkamazsınız. Ama onu sevmeyi bilmemenin bir sonucu, yani bir "icat" olarak görürseniz, icadı değiştirmek veya imha etmek de sizin elinizdedir.

Yalnızlık bir mahkûmiyet değil, bazen sadece bir seçimdir. Yapamıyorsak da, seçemediğimiz için o tanımın içinde kayboluruz.

Yorumlar