Yazarın Yapay Zekayla İmtihanı

 “ABD Yazarlar Birliği, yapay zeka yerine ‘insan aklıyla’ yazılan kitapları onaylayacak” başlıklı yazıyı gördüğümde edebiyat dünyası için de “organik” ürün gerçeğiyle yüzleşeceğimizi anladım. 

Ağustos ayında Japon yazar Rie Qudan ödüllü romanını yazarken niçin YZ’den yararlandığını açıklamıştı. Yazar: Yapay zekanın insan yazarların yerini alacağından korkuyor musunuz? sorusuna “Belki böyle bir gelecek doğar, ama şu anda bir yapay zekanın insan yazardan daha iyi bir roman yazması mümkün değil.” diye yanıt verdi. 

YZ’nin sanat dünyasında hükmünü sürdüğü bir döneme girdik. Özellikle görsel sanatlar alanında ortaya çıkan ürünler dudak ısırtacak cinsten. Edebiyatın bu gelişmelerden azade olması düşünülemezdi. Düşünsenize istediğinizde G.G.Marquez tarzıyla paragraflar üretebiliyorsunuz. Orhan Pamuk gibi birbiri ardına sıralanan ve virgüllerle uzatılmış örnek cümleler kurabiliyorsunuz. Eserinizin bir noktasını büyülü gerçekçilik parçaları ile süsleyebiliyorsunuz. Bir cümleyi birkaç farklı alternatifi ile kurdurabiliyor ve bunu eserinize ekleyebiliyorsunuz. 

Tüm bunlar yaşanırken yayıncılardan, yarışmaların seçici kurullarına kadar edebiyat dünyasının pek çok paydaşı YZ’ye dair kısıtlayıcı maddeleri ilan etmeye başladı. ABD Yazarlar Birliği’nin kararında olduğu gibi Türkiye’de de yayıncıların YZ katkısını aforoz ettiklerini görüyoruz. Yarışmalarda, katılımcıların uymakla mükellef oldukları kurallardan biri YZ’den yararlanmamak olup çıkıverdi. YZ ile hazırlanmış ürünler tabiri caizse organik olmayan kategorisinde değerlendirilmeye başlandı. Üzerine düşünüldüğünde pek de haksız sayılmazlar. Doğal olmayan bir yöntemle yaratılmış bir üründen bahsediyoruz ne de olsa. Ama peki bu zamanla yarışılan bir meydan okumaysa, bisiklete binmek neden suç olsun?

Dijital devrimin yaşandığı süreçte edebi yayınların klasik baskıdan dijitale aktarılmasının kaçınılmaz bir son olacağına pek çok kişi gibi değinmiştim. Dijitalleşme, ne yazık ki benim de ön görülerimin ötesinde okumak gibi konsantrasyonu, sakin kalmayı, durağanlığı emreden bir eylemi yok etme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Yeni neslin çok kanallı olması, durağanlığa katlanamaması, ekran bağımlılığı vb. okumayı zorlaştıran etkenler arasında sayılabilir. 

YZ ise dijitalleşmede başka bir evre. Y. Noah’ın 21.Yüzyıl için 21 Bilgi kitabında bahsettiği ve benim bunları yaşamak için onlarca sene lazım dediğim şeyler kısa süre içinde bir bir olmaya başladı. Sıradan insanların kendi zevklerine göre sanat ürünleri yarattıkları bir döneme atlayıverdik. Evet resmen atladık. Düzenli bir geçiş olmadı bu. Bunun edebiyat dünyasına da mutlaka yansımaları olacaktı ve olmaya başladı da. 

Başlarda insanların yönergeler girerek kendilerini eğlendirecek cevaplar alması yerini bilinçli oluşturulmuş istemler vasıtasıyla romanlar, öyküler yaratmaya bıraktı. Elbette ki Rie Qudan son yazar olmayacak. Pek çok büyük yazarın YZ’nin nimetlerinden yararlandıklarına eminim. Burada en önemli soru yazarlar eserlerini yaratırken YZ’den ne ölçüde yararlanıyor? Bu yararlanma edebi ürünün organikliğine halel getirmeyebilir. Yani eserin bütünüyle YZ tarafından kaleme alınması şu günlerde pek mümkün gözükmüyor. Bu anlamda Rie Qudan’a katılıyorum. YZ henüz gerçek bir yazardan daha iyi bir kurgu becerisine sahip değil. İyi bir asistan olabileceği ise ortada. Bu yüzden yayıncıların YZ’ye mesafeli yaklaşmalarını anlamakla birlikte YZ’yi toptan reddetmelerine karşı çıkıyorum.

Yorumlar