Türk şiiri, büyük ustalarını birer birer sonsuzluğa uğurlarken, yerlerini dolduracak isimlerin azlığı ruhumuzda derin bir boşluk açıyor. Ataol Behramoğlu’nun toplumcu gerçekçiliği ve Haydar Ergülen’in postmodern tınıları dışında, yaşayan bir "şiir idolü" bulmakta zorlandığımız bir dönemdeyiz. Tam bu noktada, bugünlerde daha çok koleksiyonerliği ve müzeciliğiyle ön plana çıkan bir ismi, şair kimliğiyle masaya yatırmak gerekiyor: Sunay Akın.
"Uçtu Çocuk!": Cemal Süreya’nın Keşfi
Sunay Akın’ın şiirindeki cevheri ilk fark eden ben değilim; İkinci Yeni’nin efsane ismi Cemal Süreya’ydı. Süreya, "O Miğfer, O Su, O Güvercin" adlı yazısında, gencecik Sunay Akın için o meşhur cümleyi kurmuştu: "Uçtu çocuk!" Süreya’ya göre şairler şiir yazar ama ancak şiirleriyle uçmaya başladıklarında gerçekten şair olurlar. Sunay Akın, daha ilk ürünleriyle o irtifaya ulaşmıştı.
İki Yeniyi Tek Potada Eritmek
Sunay Akın şiiri, Garip’in o yalın, hayata dokunan tarafıyla İkinci Yeni’nin imge dünyasını tuhaf bir biçimde harmanlar. Cemal Süreya’nın bu şiire sempatiyle bakması tesadüf değildir; çünkü Akın, döneminin o şifrelenmiş, "kriptolu" imgelerle dolu şiir dünyasına inat, anlaşılır ama asla basite kaçmayan, zekâ dolu bir kapı açmıştır.
Yrd. Doç. Dr. Eylem Saltık’ın da belirttiği gibi; onun şiiri salt bir çocukluk ve oyuncak güzellemesi değildir. Akın, Türk şiirinin seyrini değiştirebilecek kadar özgün ve zengin bir imge dünyasına sahiptir.
Süreya’nın Kaygısı ve İstikrarın Gücü
Süreya o dönemde bir kaygısını da dile getirmişti: "Kültürle sonsuzcana beslenmezse ölebilir bu şiir... Tıkanabilir." Şairin bugüne kadar gelen kitaplarına baktığımızda, üslubunu neredeyse hiç değiştirmeden koruduğunu görüyoruz. Peki, bu bir tıkanma mıdır yoksa bir duruş mu?
Bana kalırsa bu bir "arayışın" nihayete ermesi ve doğru şiirin altının çizilmesidir. Tıpkı Orhan Veli’nin, Attila İlhan’ın yaptığı gibi; Sunay Akın da kendi sesini bulmuş ve o sesi terk etmemiştir. O, şiirimizde günden güne yitirdiğimiz humour (mizah), hiciv ve zekâ pırıltısının son büyük taşıyıcılarından biridir.
Gösterinin Gölgesinde Kalan Şair
Ne yazık ki yeni nesil Sunay Akın’ı sadece televizyon programlarından ya da Oyuncak Müzesi’nden tanıyor. Sanatçının araştırmacı ve denemeci kimliği, "cins şair" kimliğinin önüne geçmiş durumda. Ancak bizler, onun "sap olmamak baltanın kanlı oyunlarına" diyen o haysiyetli dizelerini unutmadık.
Onun şair kimliğini yeniden hatırlamak, şiir üzerine düşüncelerini daha sık okumak, Türk şiirinin geleceğine dair umudumuzu diri tutacaktır.
Yazıyı, Kaptan’ın o meşhur dizeleriyle, bir umut kırıntısıyla bitirelim:
"Ama yine de umut dolu kalbim belki bir dişi kuş taşır beni diye daldaki yuvasına"
Yorumlar
Yorum Gönder