Paris’in "Çirkin" Misafiri: Maupassant ve Eyfel’den Kaçış Planı


Bugün Paris denince akla gelen ilk imge, gökyüzüne zarifçe uzanan Eyfel Kulesi’dir. Ancak 1889’da kapılarını açtığında, bu "demir dev" Parisli entelektüeller için romantik bir sembol değil, şehrin kalbine saplanmış estetik bir hançerdi. Bu öfkenin en kararlı ve en nüktedan temsilcisi ise hiç kuşkusuz Guy de Maupassant’dı.

"Kulenin Görülmediği Tek Yer Orası"

Maupassant’ın Eyfel Kulesi ile kurduğu ilişki, tam bir "yakın markaj" ama nefret dolu bir aşktı. Hikaye odur ki; Maupassant, kule inşa edildikten sonra neredeyse her öğle yemeğini kulenin birinci katındaki restoranda yermiş.

Onu her gün orada gören dostları hayretle sormuşlar: "Üstad, her gün bu kuleye lanet okuyorsunuz, 'demir yığını' diyorsunuz ama her öğle vaktinde de buradasınız. Bu ne yaman çelişki?"

Maupassant, o keskin zekasıyla tarihe geçecek cevabı vermiş:

"Çünkü koca Paris’te bu çirkin devin görülmediği tek yer burası!"

Sanatçıların Öfkesi: "Üç Yüzler Bildirisi"

Maupassant bu nefretinde yalnız da değildi. O dönemde aralarında Alexandre Dumas ve Charles Gounod gibi dev isimlerin de bulunduğu sanatçılar, "Üç Yüzler Bildirisi"ni imzalayarak kulenin inşa edilmesine karşı çıkmışlardı. Onlara göre bu yapı; Paris’in o klasik ve zarif siluetini bozan, sanatla zerre ilgisi olmayan kaba bir endüstriyel tasarımdı.

Kuleyi; devasa bir fabrika bacasına, bir iskelete ya da Paris’in estetiğini katleden bir "metal dev"e benzetiyorlardı. Oysa o gün "çirkin" bulunan bu yapı, modern mühendisliğin ve yeni bir çağın ilk büyük gövde gösterisi olacaktı.

Estetik mi, Fonksiyon mu?

Maupassant’ın o günkü masasında takındığı tavır, aslında sanatın ve mimarinin dönüşümüne karşı bir dirençti. Bugün bizler Eyfel’in önünde fotoğraf çektirmek için kuyruğa girerken, Maupassant’ın o restoranda neden ısrarla oturduğunu daha iyi anlıyoruz: Bazen bir şeyin içine girmek, ondan kaçmanın en estetik ve ironik yoludur.

Peki, bugün bizim "görüntü kirliliği" dediğimiz hangi yapılar ya da yenilikler, yüzyıl sonra şehrin vazgeçilmez bir ruhu haline gelecek? Belki de cevap, bugün en çok kaçtığımız yerlerin içindedir.

Yorumlar