Önyargıların Gölgesinde Bir Şair: Ümit Yaşar Oğuzcan ve Vedat



Doğrusu, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirlerini çok sevdiğimi söyleyemem. Bazen hayatımızdaki öğretmenlerin ve onların ağzından çıkan cümlelerin yeri o kadar büyüktür ki, farkında olmadan koca bir önyargı duvarı inşa ediveririz. Benim duvarımın harcını da üniversitedeki bir hocamın anlattığı o meşhur hikaye koymuştu.

Bir "Promosyon" Hikayesi ve Başlayan Mesafe

Hocamızın anlattığına göre; Ümit Yaşar henüz tanınmıyorken Ankara’da ev ev dolaşıp "Buralarda ünlü şair Ümit Yaşar’ın evi varmış, bilir misiniz?" diye sorar, kitapçılara gidip kendi kitabını ararmış. Bu ilginç "tanıtım çalışması" meyvelerini vermiş belki ama bende şaire karşı bir mesafe başlatmıştı. Okuduğum ilk şiirleri de o önyargının süzgecinden geçince, gözüme bir liselinin sevgiliye yazdığı acemi satırlar gibi görünmüştü. Ta ki o meşhur dizelerle çarpışana kadar...

"Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın"

Hepimizin ezbere bildiği o dizeler, ilk okuduğumda bana da büyük bir aşkın feryadı gibi gelmişti:

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

Ancak araştırmalarım derinleştikçe, bu şiirin arkasındaki o ağır trajediyi öğrendim. Bu şiir bir sevgiliye değil, 1973 yılında Galata Kulesi’nden atlayarak intihar eden oğlu Vedat’a yazılmıştı.

Vedat: Galata’dan Boşluğa Bırakılan Bir Çığlık

Ümit Yaşar, hayatı boyunca defalarca intiharı denemiş ama her seferinde hayata tutunmuş bir şairdi. Oğlu Vedat ise, belki de babasının bu melankolisiyle büyümüş ve trajik bir şekilde babasından "önce" davranmıştı. Vedat’ın avucundan çıkan notta o meşhur cümle yazılıydı: "Baba, intihar öyle edilmez, böyle edilir."

İşte o an, şiirin bendeki değeri bir kat daha arttı. Bir babanın evladının ardından düştüğü o zifiri karanlığı, o "merdivensiz" kuyuyu hissettim. İnsan büyüdükçe sadece yaş almıyor, önyargılarını da birer birer kırıyor.

Önyargıdan Ustalığa

Bugünlerde, eskiden "liseli şiiri" deyip geçtiğim o satırlarda farklı bir ustalık, kulağıma hoş gelen farklı bir tını buluyorum. Yakın geçmişte Yaşar tarafından bestelenen o eşsiz eseri dinlerken de aynı şeyi hissettim: Ümit Yaşar, sevdayı da acıyı da en yalın haliyle, en "dokunsal" yerden anlatmayı başarmış bir şairmiş aslında.

Hocaların kulakları çınlasın ama bazen şiiri şairin kişisel hikayesinden ayırıp, o saf acıya bakmak gerekiyormuş.

Yorumlar