Erotizm mi, Saf Lirizm mi? Cemal Süreya’nın "Tensel" Devrimi


Edebiyat dünyamızda bazı isimler vardır ki, onları tek bir sıfatla tanımlamaya çalışmak hep eksik kalır. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan o meşhur Sevda Sözleri’nin arka kapağında Cemal Süreya için "erotik" bir şair nitelemesi yapılır. Ancak bu tanıma biraz daha yakından, daha "içeriden" bakmak gerekir. Bana kalırsa Süreya, erotizmi bir amaç değil, lirizmin o derin ihtiyacını karşılayan estetik bir araç olarak kullanan, ülkemizin en önemli temsilcisidir.

Yasaklı Tenin Meşru Şiiri

Binlerce yıllık şiir geleneğimize baktığımızda, cinselliği bu denli cesaretle ve incelikle işleyen şair sayımız bir elin parmaklarını geçmez. Divan geleneğinin sonunda Sümbülzade Vehbi, Batılılaşma sancıları içinde Neyzen Tevfik ya da Orhan Veli’nin devrin zihniyetine takılan o utangaç denemeleri... Can Yücel’i ise o kendine has "sözünü sakınmaz" tavrıyla bu estetik kategoriden ayrı tutmak gerekir.

İşte tam bu noktada Cemal Süreya tekleşir. O, çıplaklığı ve cinselliği öyle usturuplu, öyle doğal bir zemin üzerine inşa eder ki, şiirlerini okurken yüzünüz kızarmaz. Aksine, o ana şahitlik eder, empati kurar ve insana dair en doğal dürtünün lirik bir şölene dönüşünü izlersiniz.

"San" Şiiri: Bir Solukta Dünya ve Ten

Özellikle "San" şiirini düşünün... Şair orada öyle şaşırtıcı imgeler kurar ki; soluğunu bir kuşa, sonra bir ata benzeterek dünyanın o amansız gelip geçiciliğine "erotik" bir selam gönderir. Onun şiirinde cinsellik, bir kışkırtma değil; nefes almak gibi, aşık olmak gibi hayatın tam merkezinde duran bir "insan olma" halidir.

Ulaşılamayan Sevgiliden, Dokunulan Sevgiliye

Edebiyatımız yüzyıllarca "ulaşılamayan", "hayali" ve "soyut" bir sevgili figürüyle beslendi. Cemal Süreya ise sevdanın tensellikten, yani dokunmaktan uzak kaldığı bu dünyaya yepyeni bir soluk getirdi. Okura, sevgiliye "dokunabilmenin" ve o tensel yakınlığın keyfini yaşattı.

O, şiirdeki büyük bir boşluğu; insanın ete kemiğe bürünmüş halini, utanmadan ama nezaketle doldurdu. Süreya’yı okumak, sevdanın sadece kalpte değil, tende de nasıl bir mucizeye dönüştüğünü keşfetmektir.

SAN

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların

Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzünün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım

Yorumlar