Dün edebiyatımızdan bir "titizlik abidesi" eksildi. Dün, Türkçenin o en mahcup ama gururlu sesi, Necati Tosuner, kalemini masanın üzerine bırakıp sonsuz bir sessizliğe çekildi.
Edebiyat Meclisi’nin değerli takipçileri, bugün buraya sadece bir vefat haberi not düşmek için gelmedim. Bugün, kendi yazma serüvenimde, kendi içsel sancılarımda ve o bitmek bilmeyen "kendini tamamlama" çabamda rehber edindiğim bir ustaya, bir dert ortağına veda etmek için buradayım.
Necati Tosuner demek, az sözle çok dünya kurmak demekti. O, dört yaşındayken tavan arasındaki salıncaktan düşüp sırtında bir "kambur" ile uyanmıştı hayata. Ama o kamburu bir yenilgi değil, bir üslup kalesi haline getirdi. "Çoğunluk, benim için bir dert yanma işi olmuştur öykü yazmak" derdi. İşte o dert yanma hali, bizlerin en mahrem, en kimsesiz anlarına dokunan o büyülü öyküleri doğurdu.
Neden Ona Bu Kadar Yakındım?
Tosuner’i okurken hep şunu hissettim: İnsan, eksikliğiyle de tam olabilir. O, sıradan insanların, toplumun kıyısında kalmışların, yalnızların ve "çıkmazda" olanların yazarıydı. 1971’de TRT ödülü alan o meşhur "İki Gün" öyküsünden, Sait Faik Hikâye Armağanı’na uzanan o devasa külliyatta hep bir "insan sıcaklığı" vardı. Ama bu sıcaklık, sahte bir iyimserlikten değil; yalnızlığın, çaresizliğin ve yazgının içe işleyen sızısından geliyordu.
Onun öykülerinde mekânlar siliktir, olaylar kısadır; ama ruhun o bitmek bilmeyen çalkantısı devasadır. Tıpkı bizim gibi… Bazen motivasyonsuz, bazen hayata küskün, bazen de bir "altın atmaca" bekler gibi umutlu.
Kelimelerin Mimarı
Tosuner, Türkçeyi bir dantel gibi işlerdi. Süslemeden kaçar, ağdalı dilden nefret ederdi. Onun sadeliği, aslında en zor olanın, "öz"ün peşinde koşmanın sonucuydu. Özgürlük Masalı'ndan Kambur'a, Güneş Giderken'den Susmak Nasıl da Yoruyor İnsanı!'ya kadar her eserinde, dille kurduğu o şahsi bağa hayran kaldım. O, sadece bir yazar değil, bir dil işçisiydi.
Belki de bu yüzden, hayatın rölantide gittiği, her şeyin "biraz biraz ama asla tam olmadığı" o anlarda onun kitaplarına sığınmak en büyük teselliydi. Çünkü Necati Tosuner, insanın kendi eksikliğiyle barışmasının değil, o eksikliği onuruyla taşımasının hikâyesini yazdı.
Onun o meşhur kahramanı Kambur Osman, artık gurbet acılarından, yalnızlıklardan ve bedensel sancılardan azade. Ama bize bıraktığı o "duru Türkçe", o "titiz seçicilik" ve "insanı merkeze alan realizm" hep burada kalacak.
Edebiyat Meclisi'nin sayfalarında onun adını anmak, sadece bir anma değil, bir söz vermektir: Türkçeye, emeğe ve insan ruhunun o en derin kıvrımlarına sadık kalma sözü.
Güneş giderken arkasında muazzam bir kızıllık bıraktı. Nur içinde yat usta. Senin "sustuğun" yerden biz, senin kelimelerinle konuşmaya devam edeceğiz.
Yorumlar
Yorum Gönder